Son Dakika Haberler

2017… Kaldığımız Yerden devam!

Ne güzel kelimedir! Direnmektir, göğüs germektir acılara.

2017… Kaldığımız Yerden devam!
Okunma : 168 views Yorum Yap

“Umut etmek”….

Ne güzel kelimedir! Direnmektir, göğüs germektir acılara.

Ekmek gibi, su gibi, özgürlük gibi….yaşamın kendisidir yani.

2016’da yaşadığımız tüm acılara, tüm olumsuzluklara inat umut etmek…

Meğer umut etmek bile çok lüksmüş bu memlekette !

Oysa gün ne güzel başlamıştı. Sosyal medyada tanıdık-tanımadık insanlardan gelen yeni yıl mesajları biraz olsun, her şeye rağmen, kapkaranlık tünelin ucundaki ışık gibi parlıyordu. Bunu bile çok gördüler. Umudumuz, daha ilk gün geçmeden örselendi!

Bu köşeyi takip edenler Suriye ve Irak’ta yaşanan çıkar temelli kavgaların, ülkemizin güvenliğini nasıl tehdit ettiğini iyi hatırlayacaklardır.

Türkiye, Suriye iç savaşı çıktığından beri adına “ılımlı muhalifler” denen ama gerçekte Batı blokuna daha yakın olan cihatçı militanları destekledi. Esad’ı devirme tutkusuyla ona karşı olan tüm güçlerin desteklenmesi Türkiye’yi ciddi anlamda bir kaosun içine çekmesi kaçınılmazdı.

Başlangıçta ABD’nin de destek vermesiyle Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın lojistik ve mali destek sağladığı bu gruplar Suriye’de havanın tersine dönmesiyle namlularının ucunu maalesef ülkemize çevirdiler.

ABD’nin desteğini uzun süre önce çekmesine rağmen, Türkiye’nin bu grupları desteklemeye devam etmesi hem genel olarak Batı bloku ile arasının açılmasına hem de bu örgütlerin ülke sathında hücreleşmesine ve iç güvenliği tehdit eder bir boyuta ulaşmasına neden oldu.

Hatalı uygulanan dış politikanın bir diğer sonucu da Suriye’deki karışıklıktan yararlanan PKK’nın Güneydoğu sınırımızı neredeyse baştan aşağı ele geçirmesi ve istikrarsızlaştırmasıdır.

Dahası da var:

PYD’nin Türkiye’nin tezlerine aykırı olarak Suriye’de mücadele veren meşru bir muhalif güç sayılması ve Gülen’nin iadesi ile ilgili yaşanan sorunların Türkiye’yi  ABD ekseninden Rusya eksenine yaklaştırdığını söylenebilir.

Fırat Kalkanı operasyonunun güneyde El-Bab’a kadar inmesi ve Suriye’nin verimli topraklarının rejimin elinde kalması için çabalayan Rusya’nın desteğiyle Esad’ın Halep’i ılımlı muhaliflerden geri alması 6 yıla süredir devam eden savaşta yeni bir fiili durum yarattı.

Görünen o ki El-Bab, Suriye rejimi ve Türkiye arasındaki yeni sınır noktası olacak. İşte tam bu noktada Türkiye, İran ve Rusya’nın imzalamış olduğu Moskova antlaşmasına tekrar göz atmak gerekiyor.

Bu antlaşmanın birinci maddesi çok açık şekilde Suriye Arap Cumhuriyeti’nin(mevcut rejimin) demokratik ve laik bir devlet olduğunu ve  ülkenin egemenliğini, bağımsızlığını, birliğini ve toprak bütünlüğünü temsil ettiğini belirtiyor. Yani kısaca Esad Suriye’nin her konuda tek temsilcisi!

Oysa Türkiye Fırat Kalkanı operasyonuna başlarken Türkiye Suriye’nin toprak bütünlüğünün kendisi için vazgeçilmez olduğunu defalarca belirtmişti. Antlaşmanın da belirttiği üzere Suriye’nin toprak bütünlüğü’nü temsil edecek tek resmi güç de Esad Rejimi. Demek ki Rusya ve İran TSK’nın beraber operasyon yürüttüğü Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) toprak bütünlüğü konusunda da bir alternatifi olarak görmüyor.

Antlaşmanın bir diğer dikkat çeken maddesi de (8. Madde) , IŞİD ve El Nusra terör örgütü sayılırken PYD’nin silahlı muhalif grup sayılması. Buna karşılık Türkiye Astana’da PYD’nin çağrılması halinde masaya oturmayacağını şimdiden bildirdi. Ayrıca ÖSO’nun da rejim tarafından terör örgütü olarak kabul edildiğini belirtelim.

Tarafların birbirinden neler talep edeceğini Astana’daki barış konferansı masasında daha net göreceğiz!

Bugün için söyleyebileceğimiz Rusya blokunun, ABD’nin çeşitli nedenlerle geri planda kalmasıyla (başkanlık seçimleri, iç siyasete yoğunlaşma) öne çıkmasıdır. Rusya Suriye’de ilerledikçe cihatçı militanları da Türkiye’ye doğru sürecektir.

2017’nin Türkiye’nin iç güvenliği tehdit eden en sıkıntılı tarafı budur.

İstanbul’daki gece kulübü baskını bir kez daha 6 yılda izlenen mezhep temelli politikaların ülkemizi nasıl bir çıkmazın içine sürüklediğinin çok temel bir göstergesi aslında.

Din ve inanç temelli siyasetin bir dış politika enstrümanı olarak kullanılması bitirilmediği müddetçe Ortadoğu ve yaşadığımız coğrafyada daha çok gözyaşı dökeceğiz.

2017’de ulusça tüm hayallerimiz gerçek olsun…

 

KUTLU YILDIZHAN