Son Dakika Haberler

Birce Altıok yazdı: Bir sorun olarak taşeron sistemi.

Taşeron sistemi işçi üzerinden emeği sömüren, aracı şirketin emekçinin sırtından para kazanmasına yol açan ve asıl-işveren üzerinden sorumlulukları alıp işçinin mağduriyetine yol açan adaletsiz bir sistem.

Birce Altıok yazdı: Bir sorun olarak taşeron sistemi.
Okunma : 208 views Yorum Yap

Taşeron sistemi işçi üzerinden emeği sömüren, aracı şirketin emekçinin sırtından para kazanmasına yol açan ve asıl-işveren üzerinden sorumlulukları alıp işçinin mağduriyetine yol açan adaletsiz bir sistem. Özel şirketlerden vakıf üniversitelerine; belediyelerden özel hastanelere kadar yaygınca kullanılan bu uygulama, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde her gün onlarca hak ihlaline yol açıyor.

Şimdi düşünün işveren ile taşeron firma sahipleri masaya oturuyor ve işçinin emeği üzerinden bir anlaşma yapıyor. İşçi bu denklemde zaten yok. Bu zaten otomatik olarak işçinin bir söz söyleme hakkının olmadığı anlamına geliyor. İşçi bunu bilerek giriyor, doğru ama işçi ayrıca maaşını zamanında alamıyor, kendi iş tanımının dışında işlerde çalıştırılıyor, yemek-yol ücretleri yatmayabiliyor, iş güvencesi sağlanamayabiliyor ve daha nice hak ihlalleri ortaya çıkabiliyor. Kısaca çaresizlik işçinin belini büküyor ve hak arama mücadelesinde onu güçsüz kılıyor. Anlaşma çerçevesinde işveren sorumluluklarından kurtulurken taşeron firma da bu ‘iş’ ilişkisinden ‘karlı’ çıkmayı amaçlıyor. Taşeronun bu kar hırsı da onu bu hak ihlallerine iten vahşi kapitalizmin ta kendisi oluyor. Asıl-işveren ile taşeron kazan-kazan stratejisini gerçeğe dönüştürürken burada kaybeden işçi oluyor. Asıl amacı da ‘kar’ gütmek olunca, taşeron sistemi ile emeğin metalaştığı sömürüye açık bir sistem ortaya çıkıyor.

Buradaki en büyük sıkıntı taşeron mantığına imkan sağlayan yasal zeminin denetimsizlik ve keyfi kararlarla birlikte var olması. Yasal zeminden birkaç örneğe bakacak olursak işçinin yasaya aykırı çalıştırılsa bile eşit ücret alarak buna devam edebiliyor olması ve işçilerin haklarını taşerondan tahsil edememesi halinde hak temini ya da asıl-işverenin kadrosuna alınması taleplerinin hukuken önünün kapalı olması gibi yönetmelikler taşeron sistemini iyice sürdürebilir hale getirmeyi amaçlıyor. Bunun sonucunda taşeron firmaları, işçiye görev tanımının dışında işler yükleyip üç işçinin yapacağı işi tek işçiye verebilmesi gibi hukuksuzluklar ortaya çıkıyor. Bu da kimi zaman ali cengiz oyunlarıyla emekçiyi zincirin son halkası olarak kolayca harcanılabilir kılıyor. Bunun en acı sonucunu SOMA faciasında yaşadık. Taşeron ve işverenle neredeyse birlikte çalışan sendika yapıları olayın sivil toplum ayağının ne kadar güçsüz olduğunu gözler önüne sererken; devlet eliyle denetimsizliğin bedelini yüzlerce insan canlarıyla ödedi. Ucunda ölümün olduğu ve emeğin sömürüldüğü daha nice ihmaller ve denetimsizlikler tekstil, inşaat, sağlık ve hizmet sektörü gibi çeşitli alanlarda devam ediyor.

Bu köşede bu mağduriyetlerden birine ses vereceğiz. Sarıyer Belediyesi’nin Park ve Bahçelerinde çalışan işçiler yaklaşık bir aydır Sarıyer Belediyesi önünde kurdukları çadırlarında eylemlerine devam ediyor. Taşeron sorunu yalnız Sarıyer Belediyesi’ne özgü değil. Sarıyer Belediyesi önündeki işçi eylemleri birinci ayına yaklaşırken belediye önünde çadır kuran taşeron işçilerden Mithat Hanlı, Önder Atbaş, Zülfikar Doğan ve ayrıca grubun sözcüsü Güven Darcanlı ile 4 Temmuz günü uzunca bir röportaj gerçekleştirdik. Neden ve nasıl bu noktaya geldiklerini anlattılar. Özetlemek gerekirse işçilerin somut talepleri şu şekilde: temizlik işi yapan diğer taşeron işçilerinin yararlandıkları aynı haklardan yararlanmak; yemek, yol ve yıllık izin haklarının verilmesi; diğer temizlik işçileriyle aynı maaşı düzenli bir şekilde almaları ve işlerinin iadesi. Röportaj, taşeron işçilerin karşı karşıya kaldığı çoğu hak ihlalini, keyfi karar ve uygulamaları gözler önüne seriyor.  Dayanışma ve eylemlerini bir de kendi ağızlarından dinleyelim.

 —————

Sarıyer Belediyesi önündeki direnişiniz taşeron işçi olmanızdan dolayı işinize son verilmesi süreci nasıl işledi ve ne zamandan beri  taşeron işçi olarak belediyedesiniz? Kısaca süreçten bahsedebilir misiniz?

Güven Darcanlı: Bu uzun sürece geçen yıl başladık. Alo 170’i aradık. Alo170’den bugünkü taleplerimizi talep ettik. Yani yemek, yol, yıllık izin, veresiye tatillerde çalıştıklarımızın mesaileri bize verilmiyor. 950TL gibi paralar ödeniyor bize.

Burada taşeronun karı ne?

G.D.: Burada taşeronun korkunç karı var. Biz 5.5 liraya mal oluyoruz belediyeye. 1 TL alıyoruz, taşeron 4.5 TL kazanıyor. Belediye Başkanı taşeron firmayla masaya oturacak; yemek, yol, yıllık izin haklarımızı talep edecek onlardan; eğer taşeron firma bu talepleri kabul etmezse anlaşmayı feshetme yetkisi var Belediye Başkanının. Çünkü seçimlerden önce Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu da olsun Şükrü Bey de olsun kazandığımız belediyelerimizde taşeron işçi çalıştırmayacağız diye seçimdeki vaatleri var.

Aksine ben Şükrü Genç’in Koç Üniversitesi’ne konuşma için geldiğinde kendi ağzından taşeronla mücadelede bu yasal şartlarda bir şey yapamayız dediğini duydum.

G.D.: İşçiyle masaya oturabilir. Bir işçide olsa. Taşeronu fesheder. Bünyesinde barındırmaz ve taşeron işçi 5 liraya mal oluyorsa taşeron işçiye 1.5 lira versin, 3.5 lira belediyenin kasasında kalsın. Daha demokrat olmaz mı?

Bu sistemin bir çözümü Belediyenin masaya oturması, bir diğeri kendi taşeronunu kurması ya da sözleşmeli işçi alımına geçmesi…

G.D.: Şimdi buradaki taşeron firmanın sahibi Şükrü Genç’in gençlikten arkadaşı. Ali Yavuz. Biz Ladin şirketiyle işe başladık 2011 yılında. 2012’de de Ladin’le çalıştık. 2013 yılında Çatak diye değişti şirketin adı. 2014’te de Kiriş inşaata geçtik. 2013’teki Çatak şirketini İŞKUR’a şikayet ettim. Bireysel bir başvuru yaptım. Yemek, yol ve yıllık izin haklarımızı talep ettik. İŞKUR beni haklı buldu. Ve şirketi bana tazminat ödemeye mahkum etti. Şirketin sahibi beni aradı. 80 gün maaş vermeyen şirketin sahibi beni bir dakikada buldu aradı. Açık açık söylüyorum, kelime hatası yok, ‘şerefsizim’ dedi ‘bütün haklarını vereceğim’. ‘Gel seni mahkemeye çıkartayım; yalnız mahkemede şunu söyle ‘böyle bir iddiam yok’’. Biz kabul etmedik. Çalışmaya devam ettik. 12 Mayıs 2014 tarihinde çıkışım verilmiş. Fakat bana tebligat verilmedi. Ben çalışmaya devam ediyorum. Çıkışım verilmiş ama haberim yok. 19 Mayıs’ta öğrendim. 19 Mayıs’ta Belediye’nin önüne çadır kurdum. Sonra Zülfikar arkadaşımı da işten atmışlardı o anda. O arkadaşımla birlikte çadır kurduk. Sonra bizi içeriye Başkan Yardımcısı Mustafa Tok ve Yüksel Tutak davet etti. Bana ‘sana 1300 lira maaş vereyim şu an için çünkü 9. ayda sizin sözleşmeniz bitiyor’ dedi. Şükrü Genç yoktu Almanya’daydı. Bize öyle dediler. Biz de masadan kalktık; kabul etmedik. Bizi bir daha çağırdılar, yine bir istişare kurdular bizimle. Bu seferde Başkan’ın Almanya’dan geleceğini, taşeron firma yetkililerini çağıracaklarını, bizimde avukatlarımızla birlikte masada hazır olacağımızı ve bu haklı taleplerimizi bu şekilde masaya yatıracaklarını söylediler. Ama dediler biz sosyal demokrat bir belediyeyiz bu bize yakışmıyor. Çadırı sökün işbaşı yapın bugün, dediler. Biz de çadırı 1 saatte söktük. 19 Mayıs’ta. Gün kaybımız yok. İşbaşı yaptık. Fakat bu sefer 11 Haziran’da maaş aldık. 415 lira yatmış bana. İŞKUR’daki davayı çekmediğim için geriye, sigorta girişim olmamış ve 12 Mayıs ile 11 Haziran arası beni kaçak çalıştırdılar. 12 Haziran’da o zaman tekrar çadır kurdum. 22 gündür buradayız. Haklarımız taleplerimiz belli. Biz çadırı kurunca daha sonra Mithat Hanlı, Önder Atbaş isimli arkadaşlarımızda bize katıldı. Biz düzgün durunca, rüşvetler kabul etmedikçe onlara da emsal oluyor. 72 arkadaşımız faydalansın. Onlarda mertçe davranıp gelip burada bize destek oldular. Onların da çıkışları çadırda verildi. Direnirken adam atılmaz işten. Bir hata daha yaptılar. Bu şekilde 22 gündür 7/24 burada yatıp kalkıyoruz. Halk bize sonsuz destek veriyor. Sivil toplumdan insanlar geliyor.

Eleştiriler ne yönde geliyor?

G.D.: Eleştiri şöyle geliyor. Belediye’den diyorlar ki işte bunlar AK Parti’nin elemanları. Bunlara para veriyorlar burada oturtuyorlar. […] Burada siyasi bir görüş yok. Hükümet ne yapıyor: ‘ötekiler’ diyor mesela. Burada ötekileştirildik biz. Hani herkesi kucaklıyorlardı. Hani herkesin Belediye Başkanıydı. Her kesimden oy aldı. %53 oy aldı burada. Yüzde %53 kendi oyu değil onun. Burada taraflı tarafsız herkes oy verdi. Herkesin Belediye Başkanı o. Sonuçta şu çıkıyor ortaya: burada işçi kıyımı yapılacak. Bunu samimiyetle söylüyorum. Biz burada bu eylemlere başlamadan önce de bu söyleniyordu. Seçimden önce Şükrü Bey’in vaatleri var. Ben işçi alacağım. İşte Ahmet’i çıkaracağım Mehmet’i alacağım. Ben bugün kaldırayım bu çadırı buradan, bakın samimiyetle söylüyorum, bugün kalkalım çıkalım buradan, çok işçi kıracaklar burada. Bunu kendileri de biliyor, başka işçiler de biliyor. Biz direniyoruz. Direnmeye devam edeceğiz. Haklı taleplerimiz var. Buraya destek amaçlı gelen arkadaşlara Sarıyer’in Yenigün Gazetesi Mayıs ayı sayısında ‘burada işçi eylemleri provokasyona dönüştü, provokatörlük yapıyorlar’ diye yazdı. Gelenler halk, buranın insanları. Taşeron işçiler. Bize destek vermek amaçlı geliyorlar. Onu da şiddetle kınıyoruz.

Diğer taşeron işçilerle konuşuyor musunuz? Sizin durumunuzda olan…

G.D.: Tabi. Bizim gibi çalışan arkadaşlarımız gelip destek veriyorlar burada. Öğlen 12-1 yemek arası paydosunda, işte yürüyüşlerimize katılıyorlar.

Kaç kişilik oluyor yürüyüşler?

G.D.: 20-30 kişi oluyor. Bugün 30 kişi yürüdük. Diğer 72 işçi de bize destek veriyorlar. Onlar için mücadele ettiğimizi biliyorlar. Fakat işveren çadırı ziyarete gideni işten atarım diye tehdit ediyor hepsini. Bu bir gerçek. Çalışanlar da gidip bu röportajı yapabilirsiniz. Durum bundan ibaret. Bizim haklı taleplerimiz var. Burada temizlik işçileri 1425 lira 1500 lira alıyor. Yemek ve yol alıyorlar. Biz de Sarıyer Belediyesi’nin parklarını temizliyoruz. Sarıyer Belediye Başkanı diyor ki ‘onlar taşeronun sorunu’. Onu nefretle kınıyorum. Çünkü niye: biz Sarıyer Belediyesi’nin üniformalarını giyiyoruz. Sarıyer Belediyesi’nin Park Başları üniformasını giyip Sarıyer Halkının parklarını temizliyoruz. Ve bir arkadaşımızın üzerinde 10 park var. Bir arkadaşımızın üzerinde 5-6 park var. Yani yoğun bir tempo halinde çalışıyoruz. 970-950 lira maaş veriyorlar. Diğer çalışan taşeron işçiler 1250 ekmek yiyorsa bizde 1250 ekmek yiyoruz. Mesela onların hizmetçileri var Belediye Başkanlarının, işverenlerin. Bir milyar lira hizmetçiye maaş veriyorlar, evlerini temizletiyorlar. Kimi eğlenceye gidip eğleniyor, bin lira bahşiş veriyor garsonlara. Ama biz o kazandığımız 1000 lirayla evimizi geçindiriyoruz. Çocuğumuzun eğitimini karşılamaya çalışıyoruz. Biz burada emekçiyiz. Herhangi bir parti üyesi değiliz kesinlikle. Şunun altını çizerek söylüyorum: bağlı bulunduğumuz maaş bordromuz var. Orada işçi yazar. Biz buyuz. Söyleyeceklerim bu kadar.

Siz bir hak başvurusunda bulundunuz. Bu hakları talep ettiniz…

Mithat Hanlı: Evet, ondan dolayı Güven [Darcanlı] abiyi işten çıkarttılar, sözcümüz dediğimiz arkadaşı. Ondan sonra o çıkınca Zülfikar’ı [Doğan] da işten çıkardılar. Onu şöyle işten çıkarmışlar. O parkçı aslında normalde. Park temizliği yapıyor. Almışlar onu farklı işe götürmüşler. Farklı işe götürdükleri zaman oraya bir yetkili gelmiş. Onu görmemiş orada. Onu orada görmeyince bu parkta değil diye onu da o şekilde çıkartmışlar. Aslında çocuğun suçu yok. Farklı işe götürmüşler.

Peki bu belediye işçilerinin giriş çıkış saatlerini kontrol altında tutan bir sistem var mı? Hani şu saatte giriş yaptı; şu saatte çıkış yaptı. Çalışmıyor gibi söylemlerin karşısında gösterebileceğiniz bir kağıt gibi bir şey var mı?

M.H: Bizim başımızda şef yok. Biz bağımsız olarak çalışıyoruz.

Sizi denetleyen bir mekanizma yok belediyede?

M.H: Ara sıra geliyorlar. Sürekli değil.

Nereden geliyorlar?

M.H: [Taşeron] Firmadan geliyorlar. Firmanın şefleri var. Onlar kontrol ediyor. O şekilde. Bizim başımızda şef yok.

Peki bu bir kere mi olmuş, kaç kere olmuş?

M.H: Bir kere olmuş [Önder Atbaş onaylıyor].

Önder Atbaş: Bizi farklı yerlerde çalıştırıyorlar. Ben şimdi Sarıyer Belediyesi’nde çalışıyorum. Geçen seneden bahsediyorum. Maslak’tan sonra Büyükşehir yeleği giyiyorum. İki tane yelekle. Hem Sarıyer işçisi olarak gözüküyorum hem Büyükşehir işçisi. İki yelek yani.

M.H.: Farklı işlerde çalıştırıyorlar. Mesela biz iki ay boyunca gittik tırlarla taş indirdik. Parkları tamir ediyorlar. Bizim işimiz değil. İki ay boyunca bu arkadaş da vardı. 4-5 kişi sürekli aynı insanlar. Alıyorlar, götürüyorlar.

Ö.A: Ağır şartlarda çalıştırıyorlar. Yemek sorun oluyor oraya gittiğimiz zaman. Yol parası sorun oluyor. Aldığımız zaten 970 lira para. Bunun 150 lirasını Akbil’e veriyorum; 150 lira da (en kötü 5 liradan hesaplıyorum) yemek yiyoruz. 4 sene boyunca 600 liraya çalışmış olduk. Şimdi yemek, yol parası için Başkanla konuştuk. Başkan Yardımcısı bir hafta içinde bize söz verdi. Sözünde durmadı. 1 ay geçti. O yüzden biz de böyle bir eyleme başvurduk.

M.H.: Şimdi iki arkadaşımız çıkınca, bizde işi bıraktık. Bırakınca 3 gün işe gitmediğin sürece işten atıyorlarmış. Önce Önder [Atbaş] arkadaşımızı çıkarttılar. Sonra üç gün gitmeyince beni de çıkarttılar. Biz de arkadaşlara destek verme amacıyla katıldık bu eyleme. Devam ediyorum bu şekilde.

Ö.A.: Üç gün başka yerlerde de gezmedik. Burada direnişteydik. 22 gündür buradayız.

M.H.: O yüzden bizi de çıkardılar. Çıkartma da şöyle bir şey: Biz kendimiz istedik, arkadaşlara destek vermek amacıyla kendimiz [iş] bırakmış olduk. Devam etseydik ederdik neticede.

Burada işten atılan işçilerle birlikte direnişe destek veren kaç kişi var?

Ö.A: 4 kişi sabit buradayız. Altı gelip giden var.

M.H.: Tehdit edildikleri için gelemeyenler var. Geçen buraya geldiler, resim çektirdik. Sonra korktular; hepsini alıp gitti. Resim çekilmekten korktular.

U.I.: [Yenigün] Gazete’de şöyle diyor: “Provokatörlerin olayı saptırarak farklı amaçlar taşıdıkları ortadayken Sarıyer İlçe Emniyet Müdürü Murat Karakaya’nın bu duruma müdahale etmemesi Sarıyer halkı tarafından hayretle karşılanıyor”

‘Farklı amaçlar’ diyerek neyi kastediyor olabilirler?

U.I.: İşte anlayamıyoruz biz de orasını [Gülüyor]. Halk buradan geçtiği zaman selam veriyor, hep yanınızdayız diyorlar. ‘CHP’liyim ben evet’ diyor ‘ama ben sizin yanınızdayım onların bu sistemine karşıyım’ diyor insanlar. Mesela aynı şekilde esnaflar, karşımızdaki börekçi burada çadır kurulduğunda parasıyla çay vermedi. ‘Size çay may, su yok’ dedi. Arayıp belediyeden bir kaç kişiyi tehdit etmiş. Geçenlerde de bir arkadaşımız şu mantıcıdan su almaya gitti. Oraları suluyorlardı ellinde de 5 litrelik bir bidon vardı. Dedi ki ‘şu bidonu bir dolduralım çay demleyeceğiz’. Dedi ki ‘ben suya para veriyorum veremem, parayla bu su’ diyor. Amaç burada ortada. Ama sağ olsun diğer esnaf, kasap filan, o markette yardımcı oluyorlar, elektrikli şarj aletleri olsun, su olsun kullanmamıza yardımcı oluyorlar. Buradaki halk bizden rahatsız olmuyor aksine destek veriyor. İnsanlar oturuyorlar, bir şeyler getiriyorlar, su getiriyorlar, simit getiriyorlar.

Peki Belediyenin iftar çadırları şimdi farklı mahallelerde oluyor. Oralarda bir bildiri dağıtmayı düşünüyor musunuz?

U.I.: Bugün o yapıldı mesela Yenigün Gazetesi’nin önüne gidildi saat 11’de. Orada o Yenigün  Gazetesi’nin önünde basın açıklaması yapılıp teşhir edildi. ‘İşçi düşmanı Yenigün Gazetesi’ diye slogan atıldı; ‘Yenigün Gazetesi işçiye hesap verecek’ diye slogan atıldı. Yaptıklarını oradaki çevreye teşhir ettik. Çevre de yaptıklarını benimsemiyor çünkü bunların nasıl şeyler olduğunu biliyorlar. Yalan yanlış. Bir gazetecilik değil. Çoğu da söylüyor zaten bunların tam gazeteci olmadıklarını. Bir süre bir yerlerde çalışmışlar, geldiler öyle gazete kurdular diye. Orada bunları yaptık. Bugün de bir yürüyüş gerçekleştirdik. Zaten her Perşembe 12.30’da Balıkçılar Pazarı’nda yürüyüş yapıyoruz. Bugünkü yürüyüşe  Tiyatro Simurg’dan Mehmet Esatoğlu ve bir arkadaşı geldi; Grup Yorum geldi, mini bir konser verdi. Burada halaylar çekildi. Oturma eylemi yaptık bir saat. Yenigün Gazetesi önünde okunan bildiri bugün burada da okundu. Sonuçta neyi hedef gösterirlerse göstersinler burada bu insanlar buna başladığında her şeyi göze aldılar. Çadırlarına geldiler saldırdılar, tencereler, tavalar, tüpler… Kendi imkanlarınca aldıkları şeyler yok edildi. Çünkü zaten insanlar çalışmıyor ellerindeki son şeylerle burada bir şeyler almaya çalışıyorlar. Onda da zaten zabıtalar gasp ediyor. Resmen bir gasptı bu. Ama yine de saldırı yaptılar diye de bu insanlar buradan çekilmedi. O gazetenin de burayı hedef göstermesi şöyle ‘Sarıyer İlçe Emniyeti bu provokasyona sessiz kalır mıydı’ diyor ve “CHP’li değil de AKP’li olsaydı İlçe Emniyet Müdürü bu provokasyon eylemine sessiz kalır mıydı, cevap bekleyen soru” diyor. “Emniyet Müdürü Murat Karakaya muhakkak  konuyla ilgili bir açıklama yapacaktır” diyerek burada işçiyi hedef gösteriyorsun. Direnen işçilere yönelik sen nasıl bir zihniyetsin ki… Bunu okuyan herkes A’dan Z’ye sinirleniyor. Gelenlerden bunu kaç insan söyledi ‘ben CHP’ye bu belediyeye oy verdim, bizler utanıyoruz bunların yaptıklarından’. Çünkü sen insanların kapısına oy istemeye gittiğinde böyle değildi.

Şükrü Genç aksine taşeron ile ilgili seçim kampanyasını yürütürken şöyle söylemişti: Taşeron konusunda  benim yapabileceğim bir şey yok, elim kolum bağlı, işler nasıl yürüyecek, kadrolu eleman çalıştırmanın dışında belediyenin çalışması için elemana ihtiyacım var, bu da yasaların izin verdiği şekilde gerçekleşiyor, dedi. Burada taşerona yönelik topyekûn bir mücadele gerekiyor. Sarıyer’de bu başlangıç olur mu? Nasıl devamı gelecek ne düşünüyorsunuz?

U.I.: Buradaki talepler yol, yemek, sosyal izin hakları. Burada kimse kadrolu eleman olsun diye uğraşmıyor. Yol, yemek ve izin yapmak için. 5 senedir bir insan izin yapmaz mı! 5 sene boyunca insanları köle gibi 960 lira maaşla çalıştır…

M.H.: Burada sözünüzü keseyim. Bir de biz aylıkları iki ayda bir alıyoruz. Bu 5 seneden beri bu şekilde. Ben düzenli bir aylık aldığımızı hatırlamıyorum. Bu beş senedir bu şekilde. Düzenli en fazla 3 ay almışızdır. Geri kalan hep iki ayda bir.

Bu süreç başladığında, Zülfikar sonradan geldiğinden tekrar soracağım, sizi işten çıkarma sebepleri seni iş başında görmemeleri. Sizin çalışırken giriş, çıkışlarınızı gösteren, zaman çizelgenizi tutan bir sistem var mı? İşveren, belediye ya da taşeron sizin çalışıp çalışmadığınızı nasıl denetliyor?

Zülfikar Doğan: Bizi denetleme, taşeronun mühendisleri parkımıza gelip bakıyor. Pis ise fotoğraflarını çekip taşerona gönderiyor. Taşeron da ya çıkart ya da çıkartma diyor. Benim çıkma nedenim ise şöyleydi. Bu arka tarafta Sarıyer Vergi Dairesi var. Onun arkasında ben bir hafta boyunca çapa yaptım. İş makinası kullanmayı bilmediğim halde.

İş makinası kullanma iznin var mı?

Z.D.: Yok. Hayatımda elime iş makinası almadım.

Taşeron firma mı o işi yapman için mi seni oraya yönlendirdi?

Ö.A.: Bazı şefler var. Arkadaşı Garipçe’de çalışıyor. Onu oradan alıyorlar getiriyor burada çalıştırıyorlar. Belediyenin adamı da geliyor orada fotoğraf çekiyor. Park pis. Ne oluyor? Bu adam parka gitmemiş diyor. Ama aslında başka bir yerde çalışıyor.

U.I.: Birbirlerinden haberleri yok yani.

Peki bunun ispatı var mı sende?

Z.D.: Var.

Hukuki mücadele başladığında bunları da göstereceksin.

Z.D.: Evet.

Sonra ne oldu?

Z.D.: Sonra bir hafta boyunca bu başka işte çalıştığım için bu park pis kaldığı için beni direkman çağırdılar. Dediler ki senin parkın pis. Mühendisler geldi baktı, fotoğrafını çekti. İşten çıkışını veriyoruz…

U.I.: Mazeret.

Ö.A.: Arkadaşımızda bu direnişe katıldıktan sonra bu adama da [Mithat Hanlı] baskı yapmaya başladılar. 4 senedir çalıştığı parkta hiçbir şikayet olmamış. Şu eyleme katıldı diye her gün park pis dediler. Kendisi anlatsın.

M.H.: Bohem yaratıyorlar. Bir de firmada çalıştığım iki sene tek başıma  15 tane parka baktım. Bir de aralarında mesafe vardı.  Yol yürüyorsun. O şekilde çalıştırdılar beni. Yanıma da kimseyi vermediler.

U.I.: Taşeron köleliktir diye burada slogan atıyoruz. Mesele bu zaten. Biz Şükrü Genç taşeron sistemini kurdu demiyoruz zaten. Ama bu sistemi devam ettiriyor. İstese bu sistemi  bu şekilde o taşeron firmayla anlaşırken imzalamıyor musun? Ben mi imzalıyorum! Hayır o imzalıyor. Zaten halkını kendi düşünüyorsa, ben sosyal demokratım diyorsa o zaman halkına, burada çalışan işçine bu taşeronla konuşurken bu hakları vermen gerekiyor. İyi, taşerona ver adamı öldürsün; canını çıkarsın. İnşaatlarda taş taşıttırsın. Eee sonra benle alakası yok taşeronla ilgili. O taşeronu buraya getiren de sensin; bu işçi de senin parkını temizliyor. Bu kadar. Bunun detayına gerek yok. Yol, yemek, izin…

M.H.: Bizle alakası yok derken biz bir toplantı yaptık. Paramızı alamadık. Biz her ay buradayız. Paramızı alamadığımız için eylem yapıp paramızı alıyoruz. Son aylarda o şekilde olmaya başladı. Biz konuştuk. Yine toplantıya çağırdılar içeride. Biz anlattık yine problemlerimizi; dedik, iki ayda bir alıyoruz, bizim firma değişiyor tazminatımızı alamıyoruz. Orada bayan bir Başkan Yardımcısı vardı, ismini hatırlamıyorum. Bize dedi ki sizin bütün haklarınızdan biz sorumluyuz. Bütün haklarınız bizde saklı dedi. Taşeron firma gitse de sizden sorumlu biziz, dedi. Böyle derken, şimdi de bizim sizinle alakamız ilgimiz yok demeleri yanlış bir şey. Kendileri bize içeride söyledi. 15-20 arkadaştık hatta Güven abi de vardı. Şimdi de farklı şekilde açıklama yapıyorlar.

Peki şimdi somut talepler nelerdir?

U.I.: Somut talepler şu: Yol, yemek  ve sosyal izin hakları. Burada belediyede çalışan diğer taşeron işçilerle aynı hakları almak. Başka bir şey değil. Tabi işe gerin alınmaları. Mesele bu zaten. Bu zaten basın açıklamamızda ve bildirilerimizde var. Yaptığımız her şey ortada ve açık. Kameralar burada. Bunun dışında onların haber yapmaları çok umurumuzda değil. Halk çünkü kendisi de tepki gösterdi o haberi okuduktan sonra.

M.H.: Mesela biz bu eyleme başlamadan önce bize yine söz verdiler. Geldik buraya, çadır kurmuştu Güven abi, bizim sözcümüz. Çadırı kaldırın dediler. Biz Belediye Başkanıyla görüşeceğiz dediler. Belediye Başkanı yurtdışındaymış herhalde o zaman. Dedi görüşeceğiz. Başkan Yardımcıları da gelecek. Taşeron firmanın yetkilileri de gelecek. Biz bu masada toplanacağız. Sizin bu probleminizi çözeceğiz, dediler. Ne kadar sürede dedik. Dediler 1 hafta sonra gelecek Başkan. Tamam dedik. Biz gittik. 20 gün ne ses var ne seda. Onun üzerine tekrar bu çadır kuruldu. Yani verdikleri sözün arkasında da durmadılar.

Peki direnişe kimler destek verdi?

U.I.: Halk Evleri geldi. Bireysel olarak uğrayanlar oldu. İki-üç kere çadırı ziyaret ettiler. Bireysel olarak üniversite öğrencileri geldiler. İTÜ’den, Koç Üniversitesi’nden.

Çünkü Koç Üniversitesi’nde de ciddi bir taşeronla mücadele gerçekleşti…

Z.D.: Anti-kapitalist Müslümanlardan geldiler.

U.I.: Bir de Türkan Albayrak var. Onun da direnişi vardı. O da zaten gazetede bu eylemden direndiği için onu provokatör olarak gösterdiler. Güven abi de geldi. Onunla da zaten röportaj yaparsınız.

M.H.: Denktaş işçileri, Şişli Belediyesi işçileri destek verdi. Geldiler bizimle burada kaldılar akşamları. Biz onlara destek verdik Şişli’de. Her yerden destek var.

Mücadele nereye varacak, direniş nereye gidecek?

U.I.: Kazanacağız.

M.H.: Aynı şekilde sonuna kadar gideceğiz.

Ö.A.: Kazanacağız.

Z.D.: İşçiyiz, haklıyız, kazanacağız.

 

Birce Altıok*

Twitter: @bircealtiok

* Koç Üni., Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler, Doktora