Son Dakika Haberler

Ermeni Tehciri Sorununda 3. Bir Yol Var Mı ?

Kutlu Yıldızhan'nın kaleminden Ermeni tehciri.

Ermeni Tehciri Sorununda 3. Bir Yol Var Mı ?
Okunma : 411 views Yorum Yap

Her sene haksız da olsa önümüze çıktı!

…ve biz kurulu bir çalar saat gibi sadece “belli bir saate” göre hareket ettikçe çıkmaya da devam edecek.

Ermeni Tehcirini sadece takvimler 24 Nisan’ı gösterdiğinde hatırlıyoruz!

Tabi bütün bir sene başımızı deve kuşu gibi kuma gömdüğümüz ve umursamadığımız için tartışmalar en fazla;

“Bakalım bu sene kimler kabul edecek”, “ABD başkanı bu sene soykırım diyecek mi demeyecek mi”seviyesinde kalıyor!

Artık başlı başına bir “dış politika” sorunu haline gelmiş bu meseleyi duruma ve kişiye göre hamasi söylemlerden, duygusallıktan uzak ve geçici bir takım reaksiyonlarla değil (elçiyi çek,bir kaç ay sonra gönder!) bilimsel ve hukuki olarak temellendirilmiş bir “uluslararası devlet politikası” olarak ele almak zorundayız.

Karşı cephe 100 yılı aşkın bir zamandır konuya kendi açısından pragmatik yaklaştı.

Adım adım ilerledi ve büyük ölçüde amacına ulaştı.

Biz kendi açımızdan, haklı olarak, konuya öncelikle hukuki açıdan yaklaştık. 

“1915 soykırımı” hakkında alınmış herhangi bir uluslararası mahkeme kararı da yok ama bunu “dert eden” kim !?!

Alınması da mümkün değil zira;

1948 tarihinde Paris’te toplanan ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararıyla kabul edilen Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme soykırımın unsurlarını çok net şekilde tarif etmiş:

Buna göre(1);

(1) Grup üyelerini öldürmek
(2) Grup üyelerine ciddi fiziki veya zihinsel zarar vermek;

(3) Grup üyelerini bilerek tamamen ya da kısmen fiziksel yok oluşa götürecek yaşam şartlarına tabi tutmak;

(4) Gruptaki doğumları kasıtlı olarak engellemek

(5) Grubun çocuklarını zorla başka bir gruba transfer etmek

Fiilleri soykırım suçunun kapsamına giriyor.

Tabi tüm bu saydıklarımız suç teşkil eden fiilin Maddi Unsurları.

Bir de Manevi Unsur oluşması gerekiyor. Yani eylemin soykırım olarak nitelendirilebilmesi için, belirli bir insan topluluğunun; milliyeti, ırkı, etnik kökeni veya dini dolayısıyla tümünün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetinin bulunması gerekli.

Buna “Kasıt”da diyebiliriz. Eylemin soykırım kastını taşıması için bir  “emir”, yada “plan” olmalı.

Tehcir Kanunu 1 Haziran 1915 tarihinde dönemin resmi gazetesinde amaç ve ana hatlarıyla çok net aktarılmış(2):

“Vakt-i seferde ordu ve kolordu ve fırka (tümen) kumandanları ve bunlarin vekilleri ve müstakil mevki kumandanlari ahâli tarafından herhangi bir suretle evamir-i hükûmete (hükûmetin emirlerine) ve müdafaa-i memlekete (ülkenin savunmasına) ve muhafaza-i asayişe müteallik (ilişkin) icraat ve tertibata karşı muhalefet ve silâhla tecavüz mukavemet görürlerse, derakap (hemen) kuvve-i askeriye (askerî güçler) ile en şiddetli surette te’dibat yapmağa (akıllarını başlarına getirmeye) ve tecavüz ve mukavemeti (direnmeyi) esasından imha etmeye (yok etmeye) mezun (görevli) ve mecburdurlar.

Ordu ve müstakil kolordu ve fırka kumandanları, icabat-i askeriyeye (askerliğin gerektirdiği kurallara) mebnî (dayanarak) veya casusluk ve hıyanetlerini hissettikleri kurâ (köyler) ve kasabat (kasabalar) ahâlisini münferiden (tek olarak) veya müctemi’an (toplu olarak) diğer mahallere sevk ve iskân ettirebilirler.”

Ayrıca devamında yayımlanan yönetmelikle(3);

“Göç ettirilenler, kendilerine tahsis edilen bölgelere can ve mal emniyetleri sağlanarak rahat bir şekilde nakledileceklerdir;

Yeni evlerine yerleşene kadar iaşeleri Göçmen Ödeneği’nden karşılanacaktır;

Eski malî durumlarına uygun olarak kendilerine emlâk ve arazî verilecektir;

Muhtaç olanlar için hükümet tarafından konut inşa edilecek; çiftçi ve ziraat erbabına tohumluk, alet ve edevat temin edilecektir;

Geride bıraktıkları taşınır malları, kendilerine ulaştırılacak; taşınmaz malları tespit edilecek ve kıymetleri belirlendikten sonra, paraları kendilerine ödenecektir;

Göçmenlerin ihtisasları dışında kalan zeytinlik, dutluk, bağ ve portakallıklarla, dükkân, han, fabrika ve depo gibi gelir getiren yerleri açık arttırma ile satılacak veya kiraya verilecek ve bedelleri sahiplerine ödenmek üzere mal sandıklarınca emanete kaydedilecektir;

Bütün bu konular özel komisyonlarca yürütülecek ve bu hususta ayrıntılı bir tâlimatnâme hazırlanacaktır.”

Kaldı ki devletin iyi niyetle bir çok farklı tedbiri de aldığını görmek mümkün. Kısa bir araştırma ile tüm bu belgeleri ortaya koymak bugünkü teknoloji ile son derece kolay.

Tüm bu araştırmalardan net olarak ortaya çıkan sonuç ise; gerek o dönem çıkarılan kanunlarda, gerekse uygulamada BM sözleşmesinde belirtildiği gibi ırk, milliyet, etnik köken yada din temelli bir imha yada yok etme planının/emrinin/yönetmeliğinin bulunmaması. 

Kaldı ki, endüstri devrimini yaşamamış bir Osmanlı, nasıl endüstri devriminin ürünü olan “milliyetçilik” ve “ırkçılık” ideolojisiyle hareket etsin?

Bu işin bir boyutu.

Bir diğer boyutu ise hukukun çok genel kabul görmüş bir uygulaması: Hem Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme, hem de 1 Temmuz 2002 tarihinde kurulmuş Uluslararası Ceza Mahkemesi kuruluş tarihinden geriye doğru yargılama yapamıyor, karar veremiyor.

Holokost (Yahudi Soykırımı) için işlenen suçları yargılama amaçlı kurulan Nürnberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi dönemin Nazi Partisi ileri gelenlerini ve hükümet yetkililerini yargılamış, yargılananlar çeşitli hapis cezalarından, idam cezasına varana dek hüküm giymişlerdir. Ayrıca yapılanlar bir insanlık ve savaş suçu olarak nitelendirilmiştir.

Burada karşımıza çıkan ince bir husus vardır:

Holokost yargılanmasında asla Almanya yada Alman toplumu suçlanmamıştır!

Suç isnat edilen tek bir kurum vardır:

Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi yada bilinen adıyla Nazi Partisi.

Oysa Türkiye Cumhuriyeti, bünyesinden 25’ten fazla devlet çıkaran Osmanlı İmparatorluğu‘nun, savaş koşullarında tam olarak bugün bile ne olduğu belli olmayan ve bölgede yaşayan tüm etnik unsurlara büyük acılar yaşatmış bir eyleminden sorumlu tutulmaya çalışılmaktadır.

Tehcire tabi olan nüfus da tartışmalıdır:

1914 yılında (olaylardan sadece 1 yıl önce) belli başlı şehirler ve vilayetlerdeki demografik yapıyı aşağıdaki tablodan görmek mümkün.

İddia edildiği gibi 1,5 milyon Ermeni tehcire tabi tutulmuyor. Zaten tüm Ermeni nüfus yaklaşık 1,2 milyon. Hassas bölgelerin dışında kalan Ermeni vatandaşlar tehcirden etkilenmiyor. Dikkati çeken bir başka hususta Fransızca hazırlanan bu tabloda, Ermeni vatandaşların tehcirin en yoğun yaşandığı bölgelerde bile çoğunluk olmaması….

1914, Müslüman, Yunan ve Ermeni Nüfusu

Osmanlı Arşivleri;”History of the Ottoman Empire and Modern Turkey” Cambridge University page 239-241

(Constantinople: İstanbul. Andrinople: Edirne. Brousse: Bursa. Smyrne: İzmir. Mamuretül Aziz: Elazığ, Harput. Yazar Notu)

Bugün Ermeni tasarılarını onaylayan devletlerin tüm bu gerçekleri en doğru şekilde bildiklerinden eminiz!

Yazımızın başında belirttiğimiz gibi ne kendini bununla var eden Diaspora’nın, ne de parlamentolarında “Ermeni Soykırımı” olmuştur diyen devletlerin hukuki bir karar falan beklediği yok. Teknik olarak böyle bir kararın çıkmasına imkan da yok!

Bunu nedenleriyle detaylı olarak açıkladık.

Ancak hukuki olmadığı için herhangi bir yaptırımı olmayan bu kararların Türkiye’yi orta ve uzun vadede siyasi olarak köşeye sıkıştırma amacı taşıdığı belli.

Peki buradan bir çıkış yolu3. bir yol var mı?

Savaş kim olursa olsun acı veriyor, yıkım ve etkileri bazen yüzyıllar sürecek düşmanlık ve kin duyguları yaratıyor.

Yaraları sarmanın tek yolu bu kin ve nefret psikolojisinden beraber kurtulmak.

Bu da ancak uluslararası anlamda BM nezdinde yapılacak girişimlerle bir üst seviyeye taşınabilir.

Sadece tarih komisyonlarından bahsetmiyoruz.

Bu noktada atılacak belki en doğru adım;

“Ben sana soykırım yapmadım işte belgeleri bunlar…ama acını anlıyorum ve paylaşıyorum. Milyonlarca insanımız öldü. Bizlere bu acıları yaşatanları lanetliyoruz….” şeklinde başlayan  siyasi bir bildiriyi imzalamaktan ve üye devletleri de bunu imzalamaya zorlamaktan geçiyor.

Birleşmiş Milletler’in İşkence ve Kötü Muameleye Karşı Sözleşmesi bu konuda rehber olabilir!

Bu girişimin bizzat Türkiye tarafından başlatılması, uluslararası camiada son dönemde oldukça olumsuz bir görünüm çizen ülkemizin imajını düzeltmesine de katkıda bulunacaktır.

Aksi takdirde durumun, her 24 Nisan’da daha da içinden çıkılmaz ve negatif hale gelmesi kaçınılmaz!

Kaynak:(1)Vikipedia,Soykırım,https://tr.wikipedia.org/wiki/Soykirim

              (2)Vikipedia,Tehcir Kanunu,https://tr.wikipedia.org/wiki/Tehcir_Kanunu

              (3)Salih Yılmaz,Birinci Dünya Savaşı’nın 100. Yılında Ermeni Sorunu