Son Dakika Haberler

Fırat Kalkanı Operasyonu ve Yakın Gelecek

Yazarımız Kutlu Yıldızhan Fırat Kalkanı Operasyonu'nu sizler için irdeledi.

Fırat Kalkanı Operasyonu ve Yakın Gelecek
Okunma : 128 views Yorum Yap

Öncelikle Fırat Kalkanı Operasyonu sonrası verilen uluslararası tepkilere bakalım:

ABD Başkanı Barack Obama: ” Türkiye, güçlü bir NATO müttefikimiz, onlarla IŞİD konusunda birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz.”

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg:” Biz Türkiye’nin IŞİD‘e karşı mücadelede artan çabalarını memnuniyetle karşılıyoruz. Türkiye Suriye tarafından gelen birçok terör saldırısına karşı meşru savunma hakkına sahiptir.”

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban-Ki Moon : ” Türkiye IŞİD karşıtı mücadelede anahtar rol oynamaktadır.”

Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin :” Türkiye’nin Suriye sınırında yapmış olduğu operasyon bizim için beklenmedik bir şey değildi. Yükselen tansiyondan endişeliyiz”

İran ve Suriye’den gelen mesajlar ise Türkiye’nin Suriye’nin egemenlik haklarını ihlal ettiği şeklinde.

Sanırım aktarmak istediğimiz anlaşılmıştır. Suriye savaşında yer alan uluslararası aktör ve kuruluşların hiç biri YPG’den bahsetmiyor ve sadece IŞİD’e karşı olduğu müddetçe bu operasyona yeşil ışık yakacakları anlaşılıyor.

Oysa Türkiye’nin en önemli tezlerinden biri; “YPG’yi Fırat nehrinin doğusunda tutmak”

Üstelik operasyona verilen isim bile bununla bağlantılı:

Fırat Kalkanı.

Yani “Fırat’ın batısında ben varım!”

Dinci terör örgütü ile mücadele bu kadar ön plandayken,işin diğer bir ilginç tarafı IŞİD’le mücadelede Türkiye’nin yeterince gayret sarf etmemesi iddiasıydı. Zira IŞİD 3 yılı aşkın bir süredir Cerablus’tan Gaziantep’in Karkamış şehrine katyuşa mermilerini tabiri caizse “sallarken” kimseden olası bir operasyon sesi çıkmadı.

Ne zaman ki YPG, Menbiç’i ele geçirdi ve batıya yöneldi harekete geçtik!.

PKK‘nın bir uzantısı olan YPG için batıda Afrin’den başlayarak Suriye’nin kuzeyinde ele geçirdiği tüm toprakları birleştirmek ve bir Rojova(Suriye Kürt Bölgesi) federasyonu kurmak kendi açılarından anlaşılabilir bir hedef. Üstelik söz konusu bölgedeki kantonları ille de Cerablus üzerinden birleştirmek zorunda da değil!

El-Bab 

Operasyon başladığından beri Türkiye’nin desteklemiş olduğu ÖSO(Özgür Suriye Ordusu) militanları 772 km2’lik bir alanı ele geçirdi. Bundan sonraki hedeflerinin ise El-Bab kasabasını ele geçirmek olduğunu açıkladılar.

El-Bab bu operasyonda herkes için en kritik nokta olacak. IŞİD varlığını sürdürebilmek için burada direnecektir. Ayrıca YPG’de Cerablus’ta elinden kaçırdığı fırsatı El-Bab’ta deneyecek ve kantonları bu bölgeden birleştirmek isteyecektir.Esad rejimi için de bu atmosferde hem psikolojik üstünlüğü ele geçirmek hem de Türkiye ile Batı blokonun (YPG üzerinden) planlarını bozmak için El-Bab’a yönelmesi muhtemeldir.

Suriye’nin bu küçük kasabasında şiddetli çatışmalar olacağını şimdiden söyleyelim ve bu satırlardan uyarı görevimizi yerine getirmiş olalım.

 

Dabık-Türkiye için daha az riskli bölge

Türkiye için daha az riskli(keşke risksiz diyebilseydik) bir diğer seçenek ise. El-Bab’a yönelmek yerine önce Al-Rai daha sonra IŞİD için önemli merkezlerden olan Dabık‘a yönelmek ve IŞİD’le mücadeleye öncelik vermektir. Bu ABD’nin bölge müttefiki YPG ile olası bir çarpışmayı engelleyeceği gibi Türkiye’nin dinci terörle mücadelesinde uluslararası destek bulmasını sağlayacaktır.

YPG ile mücadele

Malesef YPG ile mücadele kolay olmayacaktır. Bu militan grubun arkasında hem ABD hem de (açıktan olmasa da) Rusya vardır. YPG’nin Fırat’ın batısındaki varlığı olan Menbiç kasabasında Amerikan özel kuvvetleri yerleştirilmiştir. Bunun anlamı açıktır: Suriye sınırından 40 km güneye ilerlemek Menbiç’i de kapsar. ABD özel kuvvetlerini tampon gibi kullanarak böyle bir girişime izin vermeyecektir.

Ancak biliyoruz ki, ABD için NATO müttefikliği gereklidir. Dolayısıyla bölgede kâh Türkiye’den,kâh diğer silahlı gruplardan yana bir siyaset izleyecektir. Zira hareketin başladığı saatlerde başkan yardımcısı Biden “YPG’nin Fırat’ın doğusuna çekilmesini tavsiye ediyoruz” şeklinde bir açıklama yapmıştır.

 

ÖSO-Özgür Suriye Ordusu hakkında soru işaretleri

Operasyonu bir bütün olarak analiz edeceksek mutlaka ÖSO konusuna değinmeliyiz. ABD’nin ve Türkiye’nin desteklemesi bu militan grubunu diğerlerinden farklı bir noktaya getirmiyor malesef. ÖSO bölgede hiç bir toplumsal tabanı olmayan, toplama militanlardan oluşmuş bir gruptur. Diğer muhalif gruplar gibi hiç bir yasal dayanağı yoktur.

Türkiye açısından operasyonun en zayıf halkasıdır ÖSO. Bu gruba katılanların cihatçı ve radikal fikirleri benimsemesi ve hatta diğer radikal gruplara verdiği destek ciddi soru işaretleri yaratmaktadır. Hatırlayalım:

Türkiye ve ABD’nin bir dönem beraber kotardığı “eğit-donat” projesi vardı. Projeye göre seçili ÖSO militanları Türkiye’de eğitilecek ve silahlandırıldıktan sonra rejim ve diğer muhalif gruplarla savaşacaklardı…

Ne savaşmak ama!

Bir kaç hafta içinde hemen tümü ellerindeki mühimmatlarla beraber diğer cihatçı terörist unsurlara katılmışlardı…

Umarız hükümet ve TSK bu sefer yaş tahtaya basmıyorlardır.

Operasyonun Geleceği

Operasyonun geleceğini bugünden tahmin etmek zor ama bazı göstergeler de var. Türkiye açısından en olası ve ürkütücü senaryolardan biri bu bataklıkta kalıcı olmaktır.

Peki TSK çekilirse ne olacak?

ÖSO’nun ele geçirmiş olduğu bölgelerde TSK olmadan varlığını devam ettirebilmesi mümkün değildir!

Bu durumda ele geçirilen topraklar IŞİD ve/veya YPG için kolay lokma olacaktır.

Ayrıca ÖSO Rusya destekli rejim güçleriyle de savaşacak durumda değildir.

Türkiye için Suriye’nin toprak bütünlüğü “olmazsa olmaz” ise, operasyon için doğru partner ÖSO değil egemen devletin(bugün için Esad rejimi) resmi, yasal silahlı kuvvetleridir. Ancak bu şekilde Türkiye bu bataklıktan kalıcı olmadan kurtulabilir.

Belki Türkiye Cenevre’de Suriye için barış görüşmelerinin kısa bir süre sonra yeniden başlayacağını düşünerek masaya elini kuvvetlendirerek oturmak istiyor. Ancak her gün yeni ve ön görülemez bir gelişmenin yaşandığı savaşta yarın neyle karşılaşacağımızı bugünden söylemek zor.

Türkiye önceki görüşmelerde Katar ve Suudi Arabistan ile birlikte hareket etmişti. İran,Rusya ve Esad rejimi tarafından “terörist” olarak adlandırılan bir gruba verilen destek ile ne amaçladığının uluslararası topluma henüz tam olarak anlatamamışken, bu girişim sonu gelmez bir macera olacaktır.

Kaldı ki uluslararası aktörlerin desteklediği vekalet savaşlarına insan ve lojistik desteği sürdüğü müddetçe “barıştan” söz etmek şimdilik uzak bir hayal!

Uçuşa yasak Güvenli Bölge (Buffer Zone) ise henüz kimsenin üzerinde anlaşamadığı bir konu…

Ülkemizin stratejik derinliklerde boğulmadığı ve hayal ürünü maceralara kapalı, mantıklı,sağlam argümanlarla destekli bir dış politika ümit etmekten başka bir şey gelmiyor elden…