Son Dakika Haberler

Kılıçdaroğlu: 16 Nisan’dan sonra kimse.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, rejimi değiştiren başkanlık referandumuyla ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Kılıçdaroğlu: 16 Nisan’dan sonra kimse.
Okunma : 109 views Yorum Yap

BÜLENT KUTLUTÜRK / GÜLŞEN İŞERİ – ORTAK SÖZ /  Ortak Söz’e konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, referandumdan sonuç ne çıkarsa çıksın kimsenin bir yere gitmeyeceğini belirterek, “Hiç kimse 16 Nisan’dan sonra burada birlikte yaşayacağımızı unutmamalı” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Referandumda ne sonuç çıkarsa çıksın, ister evet, ister hayır çıksın, kimsenin bir yere gideceği yok. Hiç kimse 16 Nisan’dan sonra burada birlikte yaşayacağımızı unutmamalı. Bu gerçekten hareketle herkes ağzından çıkanı ölçerek söylemeli” dedi.

Referanduma 12 gün kala önemli açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu, “16 Nisan’da halkoyuna sunulan teklif, demokratik bir başkanlık sistemi değil ki, eğer evet çıkarsa Türkiye 12 Eylül sisteminin çok daha gerisine düşecektir” ifadelerini kaydetti.

Kılıçdaroğlu, son günlerde gündeme gelen CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt’un sözleri üzerine de şunları söyledi: “Doğru bulmuyorum, tasvip etmiyorum. Hiç kimsenin milleti yaşam tarzları üzerine germeye hakkı yok; kimsenin kimseyi görüşleri dolayısıyla tehdit etmesini kabul etmeyiz. Biz tüm farklılıklarımızla birlikte herkesin bu ülkenin eşit vatandaşı olduğuna, herkesin kıymetli olduğuna inanıyoruz, böyle söylüyor ve böyle davranıyoruz. Evet diyen de hayır diyen de bizimdir, evet diyen de hayır diyen de kıymetlidir. 16 Nisanda millet ne karar verirse başımızın üstündedir.

CHP’nin Genel Başkanı olarak söylüyorum; bu sözler partimizin kurumsal görüşüdür. Bunun dışındaki sözler partimizi bağlamaz; parti görüşü dışında davrananlar için gereğini yaparız.”

Kemal Kılıçdaroğlu ile referandum sürecini konuştuk.

– TBMM’de kabul edilerek referanduma sunulan kanun metnine ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne gitmeyerek önemli bir adım attınız. Neden Anayasa Mahkemesi’ne gitmediniz?

Elbette ana muhalefet partisi olarak anayasaya aykırı olduğunu düşündüğümüz kanunları Anayasa Mahkemesi’ne götürme hakkımız var; dahası bu görevimizdir. Ancak burada farklı bir durum var; bu anayasa değişikliği Cumhurbaşkanı tarafından imzalandıktan sonra yayınlanıp yürürlüğe girmez, referanduma, yani millete gider. Son karar mercii olan millete gidecek bir konuyu şekil şartları oluşmuş olmasına rağmen Anayasa Mahkemesi’ne götürmeyi uygun bulmadık. Biz millete güveniyoruz; millet en doğru kararı verecektir.

– Neden “Hayır” diyorsunuz?

Öncelikle şunu ifade edeyim; biz CHP olarak parlamenter demokratik sistemin Türkiye için en uygun hükümet şekli olduğuna inanıyoruz. Bir kere 140 yıllık bir parlamentarizm tecrübemiz var, sonra Türkiye gibi farklı grupların farklı taleplerinin olduğu bir ülkede uzlaşmayı zorlayan bir siyasal işleyişe ihtiyaç var; parlamenter sistem böyle bir sistemdir.

Öte yandan biz parlamenter demokratik sistemden yanayız ama dünyada demokratik başkanlık sistemleri de var. Ne var ki bu teklif edilen demokratik bir başkanlık sistemi de değildir. Demokratik başkanlık sisteminde doğrudan halk tarafından seçilen başkan, sadece yürütme görevini üstlenir, bu teklif edilende başkan, sadece yürütme/hükümet etme görevini üstlenmiyor, aynı zamanda parlamentonun olan yasama hakkına ortak oluyor. Bu da yetmiyor; yargı üst kurulu olan Hakimler ve Savcılar Kurulu üyelerini belirliyor, yani yargıya da karışıyor. Daha ilginç olan dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bir şey daha var bu teklifte; Cumhurbaşkanı gerektiğinde kendisini de yargılayacak olan Yüce Divan görevini de üstlenen Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’sini atıyor.

Böyle demokrasi olur mu; bir kişi seçiliyor ve o kişi her şey oluyor. Bunu millet kabul etmez, 16 Nisan’da ciddi bir şekilde diktatörlük riski içeren bu teklife millet hayır diyecektir.

TBMM’NİN KANUN YAPMA YETKİSİ GASP EDİLİYOR

– Siz “Eğer bu teklif geçerse Başkan, Meclisin kanun yapma hakkına ortak oluyor” diyorsunuz, ama iktidar partisi Meclisin daha güçlü olacağını söylüyor. Nedir bu iş tam olarak?

Demokrasilerde Hükümet parlamentonun çıkardığı kanunlar çerçevesinde ülkeyi yönetir. Bu, parlamenter sistemde de böyledir, demokratik başkanlık sistemlerinde de böyledir. Bu teklifte ise Başkan birçok konuda cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkararak TBMM’nin kanun yapma yetkisini gasp ediyor. Demokrasilerde hükümetler bazı durumlarda kanun hükmünde kararnameler çıkarır ama bunun için Meclisten yetki alması gerekir. Bu teklifte öngörülen cumhurbaşkanı kararnamesinde Meclisin yetki vermesi söz konusu değil.

Mevcut anayasada birçok konunun kanunla düzenlenmesi öngörülür; bu değişiklikte bunların büyük kısmı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile yapılacak. Bu, çok açık ki, Meclisin kanun çıkarma yetkisinin gasp edilmesidir. Bir tane örnek vereyim; mevcut anayasanın 108. Maddesinde “Devlet Denetleme Kurulunun işleyişi, üyelerinin görev süresi ve diğer özlük işleri, kanunla düzenlenir” diyor. Teklifte “kanunla” ibaresi çıkarılarak “cumhurbaşkanlığı kararnamesi” ibaresi konmuştur.

Aynı şekilde mevcut anayasanın 123. Maddesinde “Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur” denilmektedir. Teklifte “ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak” ibaresi “kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle” şeklinde değiştirilmiştir. Bu ne demek; eğer bu teklif referandumda kabul edilirse cumhurbaşkanı tek başına yeni kamu tüzelkişilikleri kurabilecek, illeri il olmaktan çıkartabilecek, yeni iller kurabilecek ya da illeri birleştirebilecek. Ve bütün bunları Meclis’e sormadan yapacak. Bunlar kanun yapma yetkisi değil mi?

– Aynı şekilde Meclisin denetim hakkı kalmıyor diyorsunuz; bu sözlerinize de itiraz ediyorlar.

Mevcut Anayasanın 87. Maddesinde TBMM’nin görevleri sayılıyor. Teklifte oradaki “Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek, Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek” cümlesi çıkarılıyor. Gensoru yok, sözlü soru yok, soruşturmalar neredeyse ulaşılması imkânsız nitelikli çoğunluklara bağlanmış. Meclis nasıl denetleyecek, bilgi edinmek amacıyla açılan genel görüşme ve yazılı soru önergeleriyle mi?

– Peki; bu fesih konusu nedir; Cumhurbaşkanına gerçekten Meclisi fesih hakkı tanınıyor mu?

“Yasama Meclislerini Fesih Hakkı” kitabının yazarı Prof. Dr. Karamustafaoğlu’na göre “fesih”, “parlâmentoların seçim dönemlerini, bu dönem dolmadan önce sona erdiren bir işlemdir” diyor. Kelime oyunları yapmanın anlamı yok, ha seçimleri yenileme ha fesih, aynı şey. Cumhurbaşkanı tek başına hiçbir gerekçe göstermeden Meclisi feshedebilecek. Şu anda da var diyorlar. Şu anda var ama şartlı, Cumhurbaşkanı eğer hükümet kurulamazsa seçim kararı alabiliyor.

‘EVET’ ÇIKARSA TÜRKİYE 12 EYLÜL’ÜN GERİSİNE DÜŞECEKTİR!

– Peki, bu yürürlükteki Anayasa’nın sorunları yok mu; iktidar sizi darbe anayasasını savunmakla suçluyor, bu konuda ne söyleyeceksiniz?

Elbette yürürlükteki 12 Eylül darbe anayasası demokrasiyi, parlamenter sistemi sakatlayan bir anayasadır. Biz sadece 82 Anayasasının değil, tüm darbe yasalarının değişmesini istiyoruz, bunun için gayret gösteriyoruz. Bugüne kadar TBMM’de kurulan anayasa uzlaşma komisyonlarında bunun için çalıştık. Bu konuda hazırlıklarımız var; bunları defalarca beyan ettik, en son 7 Haziran seçim bildirgemizde bunu açık açık yazdık. Bilindiği gibi, 24. Dönemde oluşan anayasa uzlaşma komisyonunda yeni demokratik anayasa için oldukça yol alınmış, 60 maddede uzlaşmaya varılmıştı. Ne var ki iktidar partisinin başkanlık ısrarı nedeniyle bu komisyonlar dağıldı.

Bizi haksız bir şekilde mevcut anayasayı savunmakla suçlayan iktidar partisi hiçbir zaman darbe hukukundan rahatsız olmadı; aksine bu hukukun oluşturduğu kurumları ele geçirdiler ve tepe tepe kullanıyorlar. Şunların haline bakın; 12 Eylül Anayasasının en önemli vesayet kurumlarından olan YÖK’le ilgili hiçbir şey yapmıyorlar, dahası sonradan yapılan iyileştirmeyi de OHAL KHK’sı ile değiştirerek rektör atamalarında Kenan Evren sistemine geri döndüler.

Sonra 16 Nisan’da halkoyuna sunulan teklif, ifade ettiğim gibi demokratik bir başkanlık sistemi değil ki, eğer evet çıkarsa Türkiye 12 Eylül sisteminin çok daha gerisine düşecektir.

– Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve AKP Genel Başkanı Yıldırım’ın referandumda “Hayır” oyu verecek kesimleri sık sık terörist olmakla suçladığı bir dönemde, Hayır demenin ne gibi zorlukları var?

Bunların tamamı acizlikten kaynaklanıyor, iktidar partisi, bu anayasa değişikliğini halka anlatamıyor, o nedenle kafaları karıştırıyor. Cumhurbaşkanı en iyi bildiği işi yapıyor; insanları kimlikler ve yaşam tarzları üzerinden bölüyor, düşmanlaştırıyor ve seçmenin bir grubuna ‘düşmanlarınız gibi yapmayın’ diyerek evet oylarını arttırmaya çalışıyor. Elbette bu stratejileri tutmuyor, aksine millet, komşusuna, akrabasına, arkadaşına “terörist” denmesine tepki gösteriyor, böyle olmaz diyor. Bunu araştırmalarda görüyorlar ve zaman zaman bu söylemden vazgeçiyorlar ama vatandaşa niçin evet diyeceklerini anlatamayınca sinirleniyor, kontrollerini kaybediyorlar ve yine ezberlerine dönüyorlar.

BU REFERANDUM ADALETSİZ BİR ORTAMDA OLUYOR

– OHAL koşullarında, referandum yapmak demokrasi açısından sağlıklı sonuçlar doğurur mu?

Elbette OHAL koşullarında sağlıklı bir referandum olmaz. OHAL koşulları mı sadece, devletin imkânlarını; uçaklarını, arabalarını, parasını, TRT’sini, Anadolu Ajansını, belediyelerini insafsızca kullanıyorlar. Bu referandum adaletsiz bir ortamda oluyor. Ancak ben inanıyorum ki, bütün bunlar ters tepecek, iktidar partisi, yaptıkları bunca haksızlığın, hukuksuzluğun cevabını alacak 16 Nisan’da. Milletimiz hak hukuk bilir, haksızlığa, adaletsizliğe pirim vermez; geçmişte bunun çok örneği var, bir örneğinin daha 16 Nisan’da yaşanacağına kimsenin kuşkusu olmasın.

– Bu referandumda farklı bir tablo ile karşı karşıyayız. Sadece solda değil, sağda da “Hayır” diyen çeşitli siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları var. Hatta MHP içinde önemli bir oranda kitlenin “Hayır” diyeceği öngörülüyor, AKP içinde de “Hayır” sesleri yükseliyor, Büyük Birlik Partisi ikiye bölünmüş durumda, Saadet Partisi’nden Türk Ocakları’na kadar “Hayır” diyen bir sağ blok var. Yani referandumda, klasik anlamda “sağ” ve “sol” tanımlamalarını aşan bir anayasa paketi oylanacak. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

İktidar partisinin yıllardan beri kurduğu denklem, kimlik kutuplaşmasına dayalı siyaset iflas ediyor. Bu, ülkemiz için son derece olumlu bir gelişme; bundan sonra saflaşmalar, kimlikler, inançlar ve yaşam tarzlarına göre olmayacak, bunun yerine adalet, hak, hukuk, insaf, vicdan gibi değerler öne çıkacak.

Halkımız; siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, iktidarın tüm örtmelerine, saklamalarına rağmen, 16 Nisan’da halk oylamasına sunulan anayasa teklifinin ne anlama geldiğini görmüş, iradesinin ipotek altına alınmasına, her şeyin, tüm yetkinin tek bir insana verilmesine karşı çıkıyor, iktidarın “şu terör örgütü, bu terör örgütü hayır diyorsa sen evet de” hamasetine prim vermiyor.

Tekrar ifade etmek istiyorum, bu referandum tarihi yanılgının aşılmasına, siyasi dizilişlerin kimlik üzerinden olmasının bozulmasına vesile olacaktır. Bu, iyi bir şeydir, ülkemiz ve milletimiz için hayırlı bir gelişmedir.

– “Hayır çıkarsa kaos olur” gibi bir söylemle toplumda bir korku yaratılmak istendiğine dair çokça örnek var. Toplumun korku siyaseti ile yönetilmek istenmesine ne diyorsunuz? “Hayır” çıkarsa sizce ne olur?

“Hayır” çıkarsa ülkemiz rahatlayacak, toplumun tüm katmanları rahatlayacak. Ve en önemlisi milletimiz parlamenter demokrasiden yana olduğunu göstermiş olacak ancak parlamenter demokrasimizin aksayan yönlerinin de en kısa sürede giderilmesi mesajını vermiş olacak. “Hayır” çıkarsa yeni bir seçime kadar hükümet ve Cumhurbaşkanı yerinde kalacak.

“Hayır” çıkarsa elbette bir şeyler olacak ama bu bir şeyler kötü şeyler değil. İyi şeyler olacak. Öncelikle bu bir genel seçim değil; referandum. “Hayır” çıkması, milletin belirsizliği, macerayı istemediği anlamına gelir. Ama bu millet mevcut 12 Eylül Anayasası ile de yola devam edilmeyeceğini defalarca işaret etti. Bunu da biz biliyoruz. “Hayır”dan sonra oluşacak olumlu siyasi iklim, parlamenter sistemi onaracak yeni demokratik bir anayasanın yapılmasının yolunu açacak.

Daha önce TBMM Anayasa Uzlaşma komisyonunda yarım kalan işi tamamlar, yeni bir anayasa yaparız. Meclis daha iyi çalışır, ekonomiyi düzeltmek, terörle mücadeleyi daha etkin hale getirmek için gerekli yasaları çıkarırız. Uluslararası ilişkilerde belirsizlikler ortadan kalkacağı için daha iyi olur.

– “Evet” çıkarsa ne olur?

“Evet” çıkması durumunda Türkiye’de otoriter bir rejime geçilmiş olur. Seçilmiş bir kişi, hem yönetecek, hem kanun yapacak, hem de mahkemeleri belirleyecek. Bu elbette demokrasi değildir. Bu kişinin kim olacağı önemli değil; bir kişiye bu kadar yetki verilmesi son derece tehlikelidir. O bir kişinin ikna edilmesi durumunda ülke son derece tehlikeli yerlere sürüklenebilir.

TÜRKİYE’DE DEMOKRATİK REJİM TAHRİP EDİLİYOR

– Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım, sık sık Türkiye’de rejimin değil, yönetim sisteminin değiştiğini söylüyor. Sizce referandumda “Evet” çıkması durumunda rejim değişikliğine mi gidilecek, yoksa mesele sadece bir yönetim sistemi değişikliği mi?

İfade ettiğim gibi bu anayasa değişikliği teklifi ile getirilmeye çalışılan şey, dünyanın bildiği demokratik başkanlık sistemi değildir. Hükümet şekli değişiyor; parlamentonun çıkardığı, güvenoyu verdiği ve denetlediği Bakanlar Kurulu yerine, doğrudan halk tarafından seçilen bir kişi (adı ne olursa olsun, Başkan ya da Cumhurbaşkanı) hükümet etme görevini üstleniyor. Ama konu sadece bundan ibaret değil; bu kişi kanun yapıyor ve yüksek mahkeme üyelerini atıyor. Yani demokrasinin özü olan kuvvetler ayrılığı ilkesi ortadan kalkıyor; her şey tek bir insana bağlanıyor. Hiç kuşku yok ki, bu bir rejim değişikliğidir.

“Cumhuriyet 1923’te kurulmuş, rejim tartışması bitmiştir” diyorlar. Hayır, öyle değil; Cumhuriyeti kuranlar, milli egemenliği işaret etmişler ve bu doğrultuda çaba sarf etmişlerdir. Milli egemenliğin tecelli ettiği yer milletin nerdeyse yüzde yüzünün temsil edildiği TBMM’dir. Bu anayasa değişikliği teklifi; TBMM’nin yetkilerinin bir kısmını alıp yürütmeye devrediyor. Bu olmaz, böyle bir demokrasi yoktur. Eğer bu değişiklik kabul edilirse Türkiye’de demokratik rejim ciddi bir şekilde tahrip edilmiş olur.

– Bir de “Avrupa hayır diyor” meselesi var; Hollanda ile, Almanya ile yaşanan krizler…

Hollanda’nın Bakanımıza yaptıklarını ilk kınayan ve tavır koyan biz olduk; hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti Bakanına böyle davranamaz, bu kabul edilemez. Ayrıca; bakanlara Avrupa’da siyasi propaganda yapma imkânı verilmemesini de doğru bulmadık, tavır koyduk.

Ancak Hükümetin de bunlara imkân vermemesi gerekir. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanların diplomatik bir dil kullanmaları gerekir. Uluslararası ilişkilerde devamlı kavga olmaz. Unutmayalım Almanya Türkiye’nin en büyük ticari partneri. Ayrıca Avrupa’da milyonlarca Türk vatandaşı var; insanlarımızın durumunu düşünmemiz gerekir.

– “Evet” 18 maddelik bir anayasa değişikliği paketi getiriyor. Beğeniriz veya beğenmeyiz ama “Evet”in bir projesi var. Peki, “Hayır”ın bir projesi var mı? Referandumda “Hayır” çıkması durumunda en azından sizin açınızdan, CHP olarak nasıl bir yol izleyeceksiniz? Herkesin antidemokratik olmakla eleştirdiği ve sizin de değiştirmeyi savunduğunuz 1982 Anayasasının yerine neyi, nasıl bir yöntemle öneriyorsunuz?

Burada bir proje filan yok; Adalet ve Kalkınma Partisi çoktandır millete bir gelecek tasarımı sunamıyor. Sadece hamaset var. Ne diyorlar; “Evet denince daha güçlü bir Türkiye olacak, terör bitecek, dolar düşecek, ekonomi düzelecek, bir anda memleket Cennet olacak”. Peki nasıl? İnsanlar soruyor; 15 yıldır tek başınıza iktidardasınız, Cumhurbaşkanı, başbakan, hükümet sizde, Meclis çoğunluğu sizin, bugüne kadar ne istediniz de yapamadınız? Vesayet dediniz bitti, darbe girişimi savuşturuldu, şimdi OHAL de var, daha ne istiyorsunuz? Şimdi böyle bir anayasa değişikliğini niçin getirdiniz, terörle mücadele için, ekonomiyi yoluna koymak için bunca yapılacak iş varken niçin ülkeye boşa enerji kaybettiriyorsunuz?

Hayır; burada bir proje yok, aksine bir macera var, belirsizlik var.Esasen ülkenin geleceği için olan proje “Hayır”da var; biz bu milletin önüne herkesin kendine içinde yer bulacağı bir gelecek tasarımı sunuyoruz.

Bir defa daha ifade edeyim; 1982 Anayasası ve darbe yasaları ile demokrasiyi geliştirmek mümkün değildir. Biz CHP olarak içeriği ve yöntemi/yapılış şekli ile tam demokratik bir anayasadan yanayız.

Demokratik bir anayasa için öncelikle demokratik bir yöntem gerekli. Bu yöntem, öncelikle tüm toplum kesimlerinin katılacağı demokratik bir müzakere imkânı sunmalıdır. Elbette yeni hazırlanacak olan anayasanın içeriği bu müzakereler sonucunda şekillenecektir ama demokrasinin temel özelliklerini taşıması da kaçınılmazdır.

Özetlersek; kuvvetler ayrılığı ilkesini, hukuk devletini, hak ve özgürlüklerin eksiksiz kullanılmasını hayata geçirecek bir anayasa.

Şunu unutmamalıyız; anayasalar toplum sözleşmeleridir, birlikte nasıl yaşayacağımız sorusuna cevap verirler. Öyle bir anayasa yapmalıyız ki, onunla kuracağımız siyasal ve toplumsal işleyişte, tüm toplumsal gruplar, az olsun çok olsun herkes kendisine yer bulmalı. Bir kesime ya da kişiye bir haksızlık ulaştığında haklarının kendilerine teslim edileceğine inanmalı.

Biz CHP olarak böyle bir taslak metni hazırlamış durumdayız. Sadece anayasa taslağı değil, başta seçim yasaları, siyasi partiler yasası ve Meclis İçtüzüğü olmak üzere darbe hukukunun bütünüyle ayıklanması için de çalışmalarımız var.

HALK HER ŞEYİN FARKINDA

– Bu referanduma katılım oldukça önemli. İlk kez oy kullanacak gençler başta olmak üzere kararsız geniş bir kesim var. Bu kesimi “Hayır”a ikna edebilecek ne gibi önerileriniz var?

Öncelikle şunu ifade edeyim; bu anayasa değişikliği yeni bir belirsizliği, macerayı işaret ediyor. Halkımız böyle bir belirsizliğe izin vermeyecektir. Sonra “milli irade” diye diye milli iradenin tecelligahı olan TBMM etkisiz hale getirilmek isteniyor. Halkımız bunun farkında ve buna da izin vermeyecektir.

Ayrıca insanımız eğer bu anayasa teklifi geçerse ülkede nasıl bir yönetimin olacağı ve bunun nelere mal olacağını biliyor. Biz konuyu kişilere hiç bağlamadık ama şu bir gerçek ki, Sayın Cumhurbaşkanı, seçildiği günden beri fiilen bir tek adam yönetimi uyguluyor. Dahası 15 Temmuz darbe girişiminden sonra OHAL’in ilan edilmesi ile birlikte, TBMM’nin yasa yapma hakkı da kısmen gasp edilmiştir; OHAL’le ilgili olmayan konularda çok sayıda KHK çıkarılmıştır. Bütün bunların maliyeti de ortada; demokrasi açısından, hak ve özgürlükler açısından ve ekonomik olarak ödenen bedeller çok artmıştır.

Bazı çevreler milleti kutuplaştırırken, tehdit ederken, hamaset yaparken biz bu anayasa değişikliği teklifinin ne anlama geldiğini anlatıyoruz. Temaslarımızda halkın her şeyin farkında olduğunu görüyoruz.

Şunun da farkındayız: “Nasıl olsa evet çıkacak, ben sonucu değiştiremem” söyleminin yerleştirilmeye, bu şekilde katılımın azaltılmaya çalışıldığının farkındayız. Ama bu kara propaganda tutmuyor. İnsanlar; sandığa gitme, oyunu kullanma ve sonuna kadar sandığı bekleme konusunda çok kararlılar. Bizim de teşvik ettiğimiz, desteklediğimiz tutum budur. Herkes yakınlarını ikna etsin, sandığa gitsin, oy kullansın ve sandığı beklesin. Herkes “ben gidersem bu iş olur, ancak benim gitmemle olur” demelidir.

– Referandum çalışmaları sırasında oldukça kapsayıcı mesajlar ve görüntüler vermeye özen gösteriyorsunuz. Ancak bu durum bazen eleştirilere neden olabiliyor. Örneğin; Erbakan’ı anma toplantısında, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ile birlikte verdiğiniz fotoğraf, partinizin tabanında bazı tepkilere neden oldu. Bu duruma ne diyeceksiniz?

Parti tabanımızda herhangi bir tepki olmadı. Tepki, daha doğrusu rahatsızlık, iktidar kanadından geldi. Çünkü onlar toplumu belli fay hatları üzerinden bölmek, kutuplaştırmak, düşmanlaştırmak ve birbirlerine kışkırtmak istiyorlar. Bu şekilde bizden olanlar ve olmayanlar diye insanları saflaştırarak oy devşirecekler. Bizse bu oyunu bozduk, bozuyoruz. Sadece Eski Başbakanlardan Rahmetli Erbakan’ı anma törenine gitme değil, ben baştan beri tüm kutuplaştırıcı davranışlardan kaçınıyor, birleştirici, barıştırıcı bir dil kullanmaya ve öyle davranmaya özen gösteriyorum.

Herkese soruyorum; ne olacak bu toplumun geleceği, bu insanları nasıl bir arada tutacağız, toplumsal barışı nasıl tesis edeceğiz? Kim atacak barışın adımlarını; bu iş, öncelikle barışı, birlikte yaşamayı, eşitliği, özgürlükleri ve adaleti temel ilkeler olarak kabul eden sosyal demokratlara düşmüyor mu? Bizim yaptığımız budur; bunları yapmaya devam edeceğiz; çocuklarımıza barışın, özgürlüğün ve adaletin egemen olduğu bir dünya kurmak boynumuzun borcudur.

Referandumda ne sonuç çıkarsa çıksın, ister evet, ister hayır çıksın, kimsenin bir yere gideceği yok. Hiç kimse 16 Nisandan sonra burada birlikte yaşayacağımızı unutmamalı. Bu gerçekten hareketle herkes ağzından çıkanı ölçerek söylemeli.

‘EVET’ DİYEN DE ‘HAYIR’ DİYEN DE BİZİMDİR

– Bu çerçeveden Konya Milletvekiliniz Hüsnü Bozkurt’un söyledikleri üzerine başlayan tartışmalar için ne diyorsunuz?

Doğru bulmuyorum, tasvip etmiyorum. Hiç kimsenin milleti yaşam tarzları üzerine germeye hakkı yok; kimsenin kimseyi görüşleri dolayısıyla tehdit etmesini kabul etmeyiz.

Biz tüm farklılıklarımızla birlikte herkesin bu ülkenin eşit vatandaşı olduğuna, herkesin kıymetli olduğuna inanıyoruz, böyle söylüyor ve böyle davranıyoruz. Evet diyen de hayır diyen de bizimdir, evet diyen de hayır diyen de kıymetlidir. 16 Nisanda millet ne karar verirse başımızın üstündedir.

CHP’nin Genel Başkanı olarak söylüyorum; bu sözler partimizin kurumsal görüşüdür. Bunun dışındaki sözler partimizi bağlamaz; parti görüşü dışında davrananlar için gereğini yaparız.