Son Dakika Haberler

Ortadoğu Hesaplarında, Terör Sarmalında Türkiye

Kutlu YILDIZHAN'dan Ortadoğu, Türkiye ve Terör Sarmalı üstüne değerlendirme.

Ortadoğu Hesaplarında, Terör Sarmalında Türkiye
Okunma : 102 views Yorum Yap

Her güne ayrı bir endişe, ayrı bir korku ile uyanıyoruz artık!

Bir sonraki bomba, bir sonraki silahlı eylem nerede olacak…???

Bir zamanlar ekranlardan seyredip “ne hale geldiğine (getirildiğine)” üzüldüğümüz Beyrut’a, Bağdat’aKabil’e döndük…

İngiltere eski başbakanlarından Winston Churchill “demokrasi en kötü yönetim biçimidir, tabi diğerlerini saymazsanız” demiş zamanında.

Doğru olan şu ki ifadeteşebbüs ve örgütlenme özgürlüğünün olduğu tam demokratik rejimler her zaman totaliter rejim meraklıları ve silahı çözüm olarak gören (zanneden) terörist gruplar için en kolay lokma olmuştur. Terörle mücadele etmek zordur ancak bilinmelidir ki terörün “silahlı eylem” yapan yüzü buz dağının sadece görünen kısmıdır. Esas derinde çözülmesi beklenen terörü yaratan ekonomik, sosyal ve siyasal faktörlerdir. Bunların üzerinde derinlemesine analiz yapmadan sadece güvenlik tedbirleri ile hain pusuları bertaraf etmek olası değildir. Yada en fazla günlük geçici çözümler sağlanabilir.

Ülkemiz bulunduğu konum itibariyle 1. Dünya Savaşı‘ ndan beri Ortadoğu bölgesinde hegemonya kurmak isteyen güçlerin sistemli saldırısı altındadır. Bu sistemli saldırılar 20. yüzyılın ilk yarısına kadar silahlı güçlerin dayatması ile yapılırken, sonraları ekonomik tetikçilik haline gelerek daha incelikli ve orta-uzun vadeli planlar haline gelmiştir.

1991 yılından beri büyük güçlerin adeta vahşi bir oyun alanı haline gelen Ortadoğu, 2011 yılında başlayan Suriye iç savaşıyla birlikte yeni bir tür dünya paylaşımının da merkezi olmuştur.

Sorun, mevcut petrol havzalarının yerine yenilerini ikâme etme ve dünyanın özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra bağımlı hale geldiği doğal gaz rezervleri kavgasıdır.

Kuzey Irak’ta bulunan petrol rezervleri 6 milyar ton(40-45 milyar varil), doğal gaz rezervleri de 2 trilyon metreküp civarındadır. Bu bölgede yeni keşfedilen 80 sahanın 53’ünde henüz detaylı çalışma yapılmamıştır. Erbil’de 15 milyar, Kerkük’te 10 milyar varil yeni rezerv olduğu tahmin edlmektedir.

Doğalgazda öne çıkan aktör Katar’dır. 25 trilyon metreküp potansiyeli ile dünyanın en geniş doğal gaz alanına sahip olduğu tahmin edilmektedir. Ancak Rusya ve İran gibi bu pazarda güçlü iki oyuncu karşısında güçlü müttefikler aramak durumundadır.

Suriye’de 2011 yılında başlayan savaşı bir de bu açıdan okumak gerekiyor. Dünya sanayilerini kendi doğal gaz ve petrol hatlarına bağımlı hale getirmek için yüzeyde görülen mezhepçi ve ırkçı bölünme, her zaman olduğu gibi temelde ekonomik bir paylaşıma dayanmakta.

Bütün bu olanların Türkiye’yi nasıl etkilediğini anlamak için öncelikle dünya enerji piyasasının bu yönünü değerlendirmek gerekli.

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren ulu önder Atatürk’ün yön vermiş olduğu “yurtta barış, dünyada barış” anlayışını benimsedi. Bu anlayış, mensubu bulunduğumuz uluslararası güvenlik yapılanması NATO ve yoğun sosyal ve ticari ilişki içinde bulunduğumuz AB örgütlenmesinin politikalarına rağmen fazla değişmedi. Mesafeli ve belli ölçüde tarafsız yapımızı korumayı başardık.

Ancak 2011 dış politikamız için bir kırılma noktası oldu. Suriye savaşı içinde belli grup ve ideolojilere angaje olduk, taraf olduk. Savaşta bir tarafa destek olunca karşı tarafın düşmanı olursunuz. Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de yeni ortaya çıkan yapılar, güney sınırımızın baştan aşağı terör örgütlerinin eline geçmesi ve istikrarsızlaşması ile kendimizi bu kirli savaşın yada başka bir tabirle dipsiz Suriye kuyusunun içinde bulduk.

Tesadüf değil! 10 Aralık 2016 tarihinde Beşiktaş’ta 44 canımızın yitip gitmesine sebep olan patlamaların faillerinden birinin Suriye’den geçiş yaptığı anlaşıldı. Keza Kayseri’de meydana gelen ve gene onlarca canımızı yitirdiğimiz saldırı ile birlikte terör en muhafazakar şehirlerde bile bombalar patlatacak hale geldi.

“Analar ağlamasından”, 2015 Haziran seçimlerinden beri “anaların deyim yerindeyse her gün ağladığı” bir ülke haline döndük.

En az ölümler kadar acı olan, ortada hiç bir sorumlu olmaması!

Winston Churchill’in demokrasi hakkında başka bir sözünü hatırlatarak bitirelim yazımızı:

“Demokrasilerde halk ,tüm yanlışları denedikten sonra doğru olanı bulur.” !!!

Kutlu Yıldızhan