Son Dakika Haberler

Birce Altıok yazdı: Uluslararası Hukuk, İşgal Altındaki Filistin Toprakları ve İsrail

Filistin’in BM Temsilcisi Riyad Mansur "İsrail, Filistin halkına karşı savaş suçu, insanlığa karşı suç, devlet terörü ve sistemli insan hakları ihlali işlemektedir" diyerek birçok uluslararası hukuk ihlalini bir cümlede topluyor. İsrail Devleti savaş suçu işliyor çünkü öncelikle sivillerin yaşam hakkını ihlal ediyor ve sistematik bir şekilde saldırılarına devam ediyor.

Birce Altıok yazdı: Uluslararası Hukuk, İşgal Altındaki Filistin Toprakları ve İsrail
Okunma : 147 views Yorum Yap

2. Dünya Savaşı sonrası kazananların sistemini yansıtan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve güç odağı daimi beş üyenin (ABD, Rusya, Fransa, İngiltere, Çin) veto hakkı, uluslararası kamuoyunun savaş gibi önemli konularda neden kilitlendiğini net bir şekilde açıklıyor. Neden kimse ses çıkarmıyor sorusuna verilecek cevaplardan biri öncelikle BM’nin işte bu çok kolay kilitlenebilir hale gelen yapısı. İkinci bir sebep ise ülkelerin işlerine gelmesi. Üçüncü bir sebepte ülkelerin süper güçleri karşılarına almak istememeleri. Bir savaş anında Rusya ya da ABD, Güvenlik Konseyi’nde veto eden ülkelerden biri olunca Güvenlik Konseyi’nden ne caydırıcı bir karar ne de açıklama yapılabiliyor. Tıpkı işgal altındaki Filistin toprakları ve İsrail konusunda olduğu gibi.

Uluslararası hukukta savaş kanunları savaşların engellenmesi ve zararların minimuma indirgenmesi için belirlenmiş yazılı ve yazısız kanunlardır. Lahey ve Cenevre Sözleşmeleri’ne ilaveten Birleşmiş Milletler’in güç uygulanmasına izin veren temel prensipleri vardır. Bunların başında bir ülkenin toprak bütünlüğü ve siyasi bağımsızlığı karşısında güç ve tehdidin kullanılamayacağı; bireysel ve kolektif savunma hakkı; Güvenlik Konseyi onayı ve sivillerin ve yaşam haklarının korunması gibi temel prensipler gelir.

Filistin’in BM Temsilcisi Riyad Mansur “İsrail, Filistin halkına karşı savaş suçu, insanlığa karşı suç, devlet terörü ve sistemli insan hakları ihlali işlemektedir” diyerek birçok uluslararası hukuk ihlalini bir cümlede topluyor. İsrail Devleti savaş suçu işliyor çünkü öncelikle sivillerin yaşam hakkını ihlal ediyor ve sistematik bir şekilde saldırılarına devam ediyor. Hastane, ibadet yerleri, köprü, iletişim merkezleri, otoban, havayolları gibi yerlerin bombalanması savaş suçuyken İsrail fark gözetmeksizin Filistin topraklarında operasyonlarına devam ediyor, hastaneleri, sahilleri bombalıyor. Yalnız bunlarla da sınırlı kalmayıp, 1996 yılında Lübnan’daki Kana katliamında içlerinde çoğu kadın ve çocuğun olduğu 108 kişinin ölümüyle sonuçlanan Birleşmiş Milletler binasını bile bombalamış bir devlettir İsrail ve bu işlediği savaş suçlarından ve sebep olduğu katliamlardan yalnızca biridir. Şu an ise Gazze’de fark gözetmeden havadan ve karadan müdahalelerde bulunuyor.

Filistin mücadelesinin başlıca sebebi bağımsızlık ve toprak bütünlüğünü koruma çabasıdır. Yıllardır süregelen bir var olma mücadelesidir onlarınki. Yanlışları yok mudur elbet vardır. Filistin kanadınca İsrail’in sivillerin yaşam alanlarına füzeler göndermesi, sivilleri kaçırıp katletmesi de bir savaş suçudur. Burada en önemli hususlardan biri her iki tarafın sivilleri ve yaşam yerlerini hedef almaması gerekliliğiyken bir diğer benimsenmesi gereken uluslararası hukuk prensiplerinden biri ‘Orantılı Müdahaledir’. Ki bu noktada İsrail’in ciddi bir ihlali söz konusudur.

Hem Filistin hem İsrail kendilerini savunma haklarına sahipler. Hamas tarafından İsrail’e atılan füzeler karşısında Demir Kubbe Savunma Sistemi başarılı bir şekilde İsrail’i savunuyor. Bu savunma sistemiyle Filistin kanadından gelen füzeler havada radarlarla tespit edilerek yok ediliyor. İsrail burada üstünlüğü ele geçiriyor. 2011 yılında devreye sokulan bu sistemle İsrail’e düşen füzelerde bulunurken bu füzeler Demir Kubbe Savunma Sisteminin bilerek devreye sokulmadığı boş alanlara düşen füzelerdir. Boş alana düşen bu füzelerde savunma sistemi bilerek devreye sokulmuyor çünkü İsrail boşuna para harcamayı tercih etmiyor. Bu noktada, %90 başarı oranına sahip savunma sistemi ile İsrail kendimi savunuyorum diyerek bas bas bağırmaya devam ediyor. Karşılığında ise Gazze’ye karadan operasyona ve havadan bomba yağdırmaya devam ediyor. Böylelikle İsrail ‘orantılılık’ ilkesinin bırakın yakınından uzağından bile geçmiyor.

Gazze’ye bakacak olursak Gazze’nin açık hava hapishanesi olduğunu, uzun yıllardır ambargo uygulandığı ve dünyada nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu yerleşim yerlerinden biri olan Gazze’nin temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz olduğunu unutmamamız gerekiyor. İsrail’e gönderilen ama bir işe yaramayan füzelerin karşılığında Gazze’yi fütursuzca ve ayrım gözetmeden bombalayıp sivilleri ve yaşam alanlarını hedef alan İsrail açık şekilde savaş suçu işlemektedir. Düzenli ve son teknolojiyle donatılmış İsrail Savunma Güçleri karşısında ise Filistin halkı çaresizdir. Ve uluslararası kamuoyunun üç maymunu oynaması insanlığımıza ve insanlık tarihimize vurulan bir darbedir.

ABD ve AB gündeminde ise sivil kayıpların en aza indirilmesi çağrısı yapılırken İsrail’in kendini savunma hakkı sürekli gündeme alınıyor. Tarafgirlik Batı devletlerince açık bir şekilde yapılırken İsrail böylelikle devlet terörünü Filistin halkına dayatmaya rahat ve umursamaz bir şekilde devam ediyor. Birleşmiş Milletler de bırakın ses çıkarmayı arkadan kelepçeli olan elleriyle parmağını şiddete başvuran tarafları azarlamak için bile kaldıramıyor. Bu haksız düzen her seferinde daha fazla masum insanın canına kast ediyor. BM sistemi ve uluslararası düzeninin devlet bazlı çıkarcı düzlemden soyutlanması gerçeği ise ivedilikle konuşulması gereken reform adımlarından biri. Bunun başında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yapısı geliyor. Bu süre zarfında hem suçlu hem güçlü olan İsrail, hem işgalci hem de savaş suçu işleyen taraf olmaya devam edecek.